terapötik süreç

terapötik süreç

1-Kişisel Sorumluluklar: “Bana ne yapacağımı anlat.” Birçok çift bu ifadeyi direk olarak yaparken, diğerleri dolaylı olarak terapisti değişim için sorumluluk almaya ikna etmeye çalışır. Bir seansın içeriği ve duygusal enerjisiyle ilgili sorumluluğu alan terapist, kendini çok sıkı çalışıyorken bulur ve çoğunlukla seansın bitiminde yorgun düşer. Dahası, yeterince sorumluluk üstlenmeyen danışan direnen bir modda arkasına yaslanıp, terapistin neden daha etkili olmadığını merak etme lüksüne sahip olur.

2-Danışanın Seansa Başlamasını Sağlamak: Seanslar arasında, çiftler ilişkileri için uğraşıyor ve iletişim sıkıntılarını, içgörülerini ve kafalarını karıştıran meseleleri terapiye taşımayı planlıyor olmalıdır. Eğer danışanlar seansın terapist tarafından empoze edilen bir yönergeyle başlayacağını düşünürse, büyük ihtimalle pasif olacak ve sorumlulukları terapiste bırakacaklardır. Eğer terapi saatinin yönlendirilmesi ve içeriği danışanların girişimine bırakılırsa, çiftlerin seanslar arasında konuşma ve terapiye taşıyacakları konuları planlama ihtimalleri daha yüksektir. Gelişimlerin sorumluluğunu danışanlara bırakan bir terapist, seansa sessizlikle veya açık uçlu bir soruyla başlar. Açık uçlu sorular, cevapların içeriğini veya seansın yönünü etkilemez. Terapi, genellikle, bir bireyin kendini her yönüyle keşfetme yeteneğine dayanır. Danışan seansa başladığında, bu onu kendiyle yüzleşmeye zorlar ve saklı direnişlerini ortaya çıkarmasına yardımcı olur. Seansın içeriğini kendi belirleyen ve başlatan bir terapist, danışanların en önemli içgörülerini ve korkularını paylaşmalarını engelleyebilir.

Açık uçlu sorulara örnekler:

—“Nerden başlamak istersiniz?”

—“Bugün nelerden bahsetmeliyiz?”

—“Bu zamanı nasıl değerlendirmek istersiniz?”

Terapistler, kapalı uçlu sorular sorduklarında tüm sorumluluğu danışanlara verdiklerini düşünerek yanılırlar. Aslında, içerik ve süreci neredeyse tümüyle kontrol etmiş olurlar.

Kapalı uçlu sorulara örnekler:

—“Kendinizi öfkelenmiş hissettiniz mi?” (Danışan daha sonra başka şeyler yerine öfke duygusundan bahseder.)

—“Geçen hafta ev ödevlerinizi yaptınız mı?” (Danışan paylaşmak istediği ya da tartışmaya niyetlendiği duygu ve düşünceleriyle başlayamaz.)

—“Geçen hafta söylediğiniz şeyle başlamak ister misiniz?” (Açık bir şekilde, terapist gündemi belirliyor. Bu bilgi, seansın ilerleyen zamanlarında istenebilir, ama tabii çiftin gündemi pahasına değil.)

            Sorumlulukların danışandan terapiste aktarılmasına neden olan başka bir etkileşim biçimi de, soru cevap oyununda danışanların pasifliğini ortaya çıkaran durumların yaratılmasıdır. Oldukça yorucu ve zor olan bu etkileşime bir örnek aşağıda verilmiştir:

Terapist: “Bugün nasılsınız?”

Çift: “İyi.”

Terapist: “Neyle ilgili konuşmak istersiniz?”

Çift: “Emin değiliz.”

Terapist: “İlişkideki yakınlıkla ilgili konuşmaya ne dersiniz?”

Çift: “Ne gibi?”

            Bu tarz bir soru cevap serisi sonsuz olabilir. Böyle bir süreçte, danışan kişisel meselelerini ya da sıkıntılarını keşfetmek için çok az sorumluluk üstlenir ve terapist, içerik olarak  neyin anlamlı olacağını sürekli tahmin etmeye çalışır. Bir terapist bu dinamiğin, seanstaki tüm zihinsel enerjisini bir sonraki soruyu belirlemek için harcadığında oluştuğunu anlayacaktır. Etkileşim sürecinde ardından gelecek soruyu düşünerek endişelenen terapistin dikkati dağılacak ve danışanları etkili bir şekilde dinleyemeyecektir. Çift terapi saatinin ilerleyişi ve içeriği için sorumluluk aldığında, terapist bu süreci daha iyi gözlemleyebilir ve yönlendirebilir. Başlangıç seansları sırasındaki soru cevap yöntemi ile ilgili başka bir sıkıntı da; çift için terapi sürecinin neyi gerektireceği ile ilgili belli standartlar ve/veya beklentiler oluşturmaktır. Bir kere bu mantık oluştuğunda, çiftin sorular soran terapistten seansın içeriği ile ilgili sorumluluk almaya geçiş yapması zordur. Bir başlangıç sadece terapistin sorgulamasını içermemeli, ayrıca çifte girişim ve keşiflerindeki başlıca rolleri hissettirmelidir. Böylece çiftler ilk seanstan itibaren sorumluluğun büyük çoğunluğunun kendilerinde olduğunu öğrenmeye başlarlar. Terapist şöyle bir cümle kurarak danışanın katkılarını ve sorumluluklarını destekleyebilir: “Önemli gördüğüm birçok soru sorabilirim, fakat ben daha çok sizin fikirlerinize, algılayışlarınıza ve sorularınıza odaklanmayı ve birlikte bunlardan konuşmayı tercih ederim. Uzun süre sessiz kalmayacağım, konulara açıklık getirmek ve ilişkinizdeki zayıflıklar ve güçlü yanlarınızla ilgili sizin düşüncelerinizi anlamak için sorular soracağım.” Terapistin bu süreçteki becerisi, danışanlar problemdeki kendi sorumluluklarını üstlendikçe ortaya çıkan konular ve duygular aracılığıyla, ilişkiyi çiftle birlikte keşfetmektir. Bu yaklaşım, çiftin ilişkisiyle ve aile orijinleriyle ilgili listeden okuyormuşçasına alakasız veya bitmek bilmeyen sorular sormanın tam tersidir. Örneğin, eğer çift ilişkilerindeki uzaklığın arttığını hissettiklerini belirtirse terapist konuyu ilişkiye ve uzaklık fikri çerçevesinde, aile orijinine getirebilir. Çiftin geçmişi, duyguları, orijinleri ve davranışları, uzaklık bir tema olarak kullanılarak keşfedilebilir. Eğer bir kadın terkedilmiş hissettiğini ifade ederse ve adam karşılık olarak boğulmuş hissettiğini söylerse, terkedilmişlik ve boğulmuşluk duygularına odaklanılabilir ve terapist kaygı ve duyguları aracılığıyla çifti tanıdıkça bu duygular ortaya çıkarılabilir. Danışanlar tarafından sunulan temaları ve duyguları kullanmak, materyallerin ortaya konulmasındaki sorumluluğu terapistin sorularına değil danışanlara verir.

3-Eşler Arasındaki İletişimi Kolaylaştırmak: Evlilik terapisti, çoğunlukla, çiftin evde konuştuktan sonra terapiye geleceği ve önemli konuları hem aralarında hem de terapistle tartışmak için hazırlıklı olacağı beklentisini yaratır. Üzerinde beklentiler oluşturmak için, başlangıç seansının bir bölümü çift birbirleriyle konuşurken terapistin gözlem yapmasını içerir. Bu diyalog, iletişimin karşılıklı modelini değerlendirmede yardımcı olur ve daha sonra seansta da işlenmeye başlayabilir.

            Terapistin çiftin birbiriyle konuşmasını istemesi fikrini ortaya koymanın en doğal yolu, diyaloğu terapistten çifte doğru yönlendirmektir. Çoğunlukla, her eş, yakın olma korkusundan dolayı, sıkıntılarını direk olarak terapistle paylaşmaya niyetlenecektir. Terapistin her bireyi dinlemesi ve katılımlarını sağlamak için cevap vermesi önemliyken, eninde sonunda iyileşmeyi ve uzlaşmayı sağlayacak olan çiftin pozitif iletişimi olacaktır. Terapistin çiftin iletişiminde ısrarcı olmasıyla, çift terapistin seansları derslerle ve önerilerle doldurmayacağını, daha çok, çiftin terapideki ve dışarıdaki iletişim modelleriyle ilgilendiğini kısa zamanda anlayacaktır.

4-Suçlama ve Yargılarla Yüzleştirmek, Kişisel Sorumluluk Duygusunu Uyandırmak: Terapide en yaygın olarak rastlanılan şey, eşlerin kabahati ve sorumluluğu karşı tarafa yüklemesidir. İki taraf da sıkıntıların başlıca kaynağı olarak diğerini gördüğü için, her biri kendi düşüncelerini terapiste sıralamaya kalkar. Evlilik terapisti dengeli ve adil durarak danışanların kendi katkılarını görmelerine ve belli sorumlulukları üstlenmeye başlamalarına yardım ederek danışanlara yetki vermeye çalışır. Bütün sistemik düşüncelerde esas olan, danışanların kendilerini değiştirecek güce fazlasıyla sahip oldukları ve karşı tarafı değiştirecek çok az güçleri olduğu fikridir. İletişim yapıları çoğunlukla suçlama davranışıyla karakterize edilir. Danışanların kişisel sorumluluklarını ve davranış değişikliklerini kabul etmesiyle bu yapılar bozulabilir.

5-Evde Terapistten Alıntılar Yapmaya veya Terapistin İsmini Kullanmaya Karşı Danışanları Uyarmak: Eşlerden, kendilerini diğerine karşı savunabilmek amacıyla, evde, terapistin adını negatif bir şekilde kullanmamalarını istemekte bazen fayda vardır. “Dr ………….. dedi ki, …………………………..”, şeklinde başlayan cümleler özellikle kötü veya yanlış şekilde aktarılan gerçeklere eklendiğinde, terapiye karşı bir öfke ve memnuniyetsizlik yaratabilir. Görüşme yeterince kızıştığında, her iki eş de terapiste öfkelenebilir ve kabahati ona yükleyebilirler. Eğer danışanlar seansla ilgili bilgi, duygu ve fikirlerini tekrar ederlerse çoğunlukla bunları kendi subjektif deneyimleri olarak anlatmalıdırlar. “Terapist dedi ki…” yerine “bence…” diye söze başlamak, terapisti tüm görüşmelerin merkezine koymadan, daha sağlıklı bir iletişime yol verecektir. Eğer her iki eş de terapiste karşı mutlak bir saygı besliyorsa ve duyarlı/yansıtmacı bir şekilde kullanmaya niyetliyse, terapistin ismini kullanmak belirli durumlarda yararlı olabilir. “Dr …….. aramızda konuşmamız gerektiğini söyledi, bu geceye ne dersin?” ifadesi, çiftin terapistin adını olumlu şekilde niyetlerini kuvvetlendirmek ve daha çok yakın iletişim kurmak için kullanmaya iyi bir örnektir.

 

Sonuç

Özet olarak, birçok çift terapiye kuşkuyla, gerçekçi olmayan beklentilerle ve danışanın, terapistin ve terapötik sürecin rolleri ve sınırlarıyla ilgili yetersiz bilgiyle gelir. Danışanları yukarıda bahsedilen meselelerle ilgili eğitmek ve terapiste açıkça görünen şeyleri çifte de göstermek, çok sayıda yanlış anlaşılmayı önler ve terapinin daha sağlıklı, verimli biçimde başlamasına yardımcı olur.